Halkımız nükleer enerji hakkında çok fazla bilgiye sahip değildir. Hatta alanı fizik, kimya gibi alanlar olmayan üniversite mezunu, eğitimli kişiler bile bu konuda yeterli bilgiye sahip değildir. Gençlerimiz, öğrencilerimiz de bu konuda halkımız gibi yeterli bilgiye sahip değildir (Özdemir ve diğerleri, 2008). Çevre bilinci nükleer enerji hakkındaki bilgi seviyesinden daha yüksektir. Halkımızda her seviye de az ya da çok çevre bilinci vardır (Sağır ve diğerleri, 2008). Bu nedenlerle ve biraz da çevreci örgütlerin yanlış yönlendiren propagandalarının etkisiyle bilinmeyenden korkma eğilimi oluşmuş durumdadır. Öncelikle neden enerjiye ihtiyacımız var, onu açıklamakta yarar vardır.
Ülkemizin kalkınma çabaları, dünyada etkin güç olma isteğinden ileri gelmektedir. Etkin güç olmak için askeri, ekonomik, siyasal, teknik ve kültürel açıdan önde gelen ülkelerden olmak gereklidir. Bu beş alanın birbirlerine etkisi sürekli değişmektedir. Örneğin eski zamanlarda askeri güç, ekonomik güce öncülük etmekte idi. Ordular ganimet yolu ile ekonomik güç kazanılmasına yol açar, ticaret yollarını elinde tutar ve böylece siyasi güce de zemin hazırlardı. Daha sonra teknik gelişmeler, yeni savaş makinelerinin icadı ile askeri gücü doğrudan etkiledi. Ancak teknik alandaki ilerlemenin etkisinin belirgin bir biçimde hissedilmesi, 18. yüzyılda İskoç mühendis James Watt’ın buhar makinesini icat etmesinden sonra olmuştur. O günden bu yana teknik gelişme diğer tüm alanlardaki gelişmelere öncülük eder hale gelmiştir.
Dünyada enerji üretimi ve enerji kaynaklarının ele geçirilmesi küresel çekişmelerin baş nedenidir. Bugün ABD’nin Orta Doğu ve Afrika’da yaptığı eylemlerin nedenini, enerji kaynaklarının kontrolü oluşturmaktadır. Türkiye, ABD gibi emperyalist bir kaynak kontrolü mücadelesi içine giremez. Bu Türk töresine ve inanç sistemine, Türk’ün değer yargılarına aykırıdır. Yapılması gereken, Türkiye’nin kendi ihtiyacı olan enerjiyi üretebilmesidir. Türkiye’nin enerji üretiminin ucuz ve ihtiyacı karşılayacak miktarda olması, sanayide, bilimsel araştırmalarda ve birçok alanda maliyeti düşürecek, gelişmenin önünü açacaktır. Bunu yaparken yalnızca bugün değil, gelecek de düşünülmelidir.
Teknik gelişmenin ilk koşulu, enerjidir. Enerji (erke) olmadan makineler çalışamayacağı gibi, yeni buluşlar ve bilimsel araştırma geliştirme etkinlikleri de gerçekleşemeyecektir. Ayrıca sanayi durma noktasına gelecek, ekonomik çöküş bunu takip edecektir. Osmanlı Devleti de Avrupa’da yaşanan sanayi devrimine ayak uyduramamanın bedelini ağır ödemiştir. Aynı hatayı yapmamak ve teknolojiye ayak uydurmak zorunluluğumuzdur.
Kullanılan enerjinin, çok küçük bir bölümü konutlarda ve kişisel kullanımda harcanırken, tamamına yakın derece büyük bir kısmı ise sanayide, üretimde, bilimsel araştırmalarda ve bilişimde kullanılmaktadır. Bu nedenle enerji ihtiyacının artışı, gelişmişliğin ölçüsüdür. Bugün sanayileşmiş, bilim üretebilen ülkelerin enerji üretim ve tüketim oranları ile bizim enerji üretim ve tüketim oranlarımız karşılaştırıldığında ekonomik geri kalmışlığın ana nedeni ortaya çıkmaktadır. Ayrıca sera gazlarından olan CO2 salınımı oranı da küresel ısınma ve kirliliğe neden olan bir etken olarak karşılaştırılmalıdır. İstenen, üretilen enerji artmasına karşın kirlilik oranının az olmasıdır. Söz konusu karşılaştırmalar Tablo 1’de yapılmaktadır.
Tablo 1. Bazı ülkelerin 2009 yılı enerji üretim, ithal ve tüketim miktarları ile CO2 salınımı
| Ülke |
Üretim* |
Elektrik* |
İthal* |
Tüketim* |
CO2** |
N.E.O.*** |
K. Oran**** |
| Türkiye |
352 |
165 |
817 |
1136 |
256 |
0,0 |
0,73 |
| İngiltere |
1848 |
352 |
641 |
2288 |
466 |
24,0 |
0,25 |
| Almanya |
1478 |
555 |
2360 |
3705 |
750 |
28,0 |
0,51 |
| Fransa |
1506 |
483 |
1563 |
2980 |
354 |
78,8 |
0,24 |
| Japonya |
1091 |
997 |
4471 |
5489 |
1093 |
14,4 |
1,00 |
| Rusya |
13742 |
870 |
-6148 |
7524 |
1533 |
16,0 |
0,11 |
| ABD |
19613 |
3962 |
6501 |
25155 |
5195 |
20,3 |
0,26 |
| Çin |
24248 |
3503 |
3197 |
26250 |
6832 |
2,5 |
0,28 |
(Kaynak: IEA Key World Energy Statistics, 2009)
* Enerji miktarı: TWh (TeraWatt-Saat) biriminde verilmiştir. İthal miktarı eksi değerde ise ihraç edildiği anlamındadır.
** CO2 salınım miktarı: Mt biriminde verilmiştir.
*** Nükleer Enerjinin Oranı: Üretilen enerjinin yüzde olarak ne kadarının nükleer santrallerde üretildiğini gösteren orandır.
**** Kirlilik oranı
Tabloda görülen, aradaki farklar çok belirgindir. Enerji tüketimimizin düşük olması enerjiyi kullanacak sanayileşmenin ve bilimin olmayışını göstermektedir. Enerji tüketimi artmadıkça da olması zordur. Rusya, enerji ihraç etmekte, diğerleri ithal etmektedir. Tabloda kirlilik oranı olarak ifade edilen, CO2 salınımının üretilen enerjiye oranıdır. Bu oran azaldıkça, üretilen enerjiye karşılık üretilen kirlilik de azalmaktadır. Bu da daha çevreci enerji üretimi yapıldığını gösterir. Sanayi ülkesi olan Japonya hariç, tablodaki tüm ülkelerde bu oran Türkiye’den daha düşüktür. Yani Türkiye, ürettiği enerji miktarına göre çok daha fazla hava kirliliği ve küresel ısınmaya katkı oluşturmaktadır. Enerji ihtiyacının çoğunu nükleer santrallerden karşılayan Fransa’nın kirliliğe katkısı da en azdır.
Günümüzdeki Durum
Ülkemiz bugün için oldukça ilkel ve maliyeti yüksek enerji üretim biçimlerini kullanmaktadır. Bunlar, doğalgaz, kömür ve su gücüdür (Özemre ve diğerleri, 2000). Kurulum ve işletme maliyetleri açısından bu tür klasik enerji üretim biçimlerinin getirisi az, götürüsü çoktur. İhtiyacımızı karşılamaktan çok uzaktır. Ayrıca kömür ve doğalgaz ile elektrik üretimi çevre kirliliğine, su gücü ile elektrik üretimi ise ekolojik (çevrebilimsel) sistemin yok olmasına neden olarak çevreye çok büyük ve geri döndürülemez zararlar vermektedirler.
Ülkemizde oldukça anlaşılmaz bir eylemde bulunulmaktadır. Dışarıdan ithal ettiğimiz doğalgazı yakarak elektrik üretmekteyiz. Bunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Hammaddesinin ülkemizden elde edilmediği bir enerji üretim biçimini kullanarak ihtiyacı karşılamayı amaçlamak, iki kez zarara girmektir. Hem hammadde maliyeti, hem de üretim maliyeti, sanayideki maliyeti arttırmakta etkendir.
Kömür ile üretimde ülkemizdeki kalitesi düşük kömür madenleri nedeni ile enerji üretiminin verimi oldukça düşük olmaktadır. Ayrıca fosil yakıtlarına dayalı bu iki sistemin ömrü sınırlıdır. Çünkü dünyanın milyonlarca yılda biriktirdiği fosil yakıtları, bir yüzyıl gibi kısa bir sürede tüketilmiş ve bitme noktasına gelmiştir. Yeniden fosil yakıtlarının oluşması yine milyonlarca yıl sürecektir. Bu durumda geleceği yoktur. Ayrıca çevresel zararları çok yüksektir.
Küresel ısınmaya en çok zarar veren bileşiklerin başında CO (karbonmonoksit) ve CO2 (karbondioksit) gelmektedir. Ozon tabakasına zarar veren bu iki bileşik, fosil yakıtlarının yakılması sonucu elde edilmektedir. Hava kirliliğinin yanı sıra, kömürün yakılmasından elde edilen küllerin de ciddi bir kirlilik etkisi vardır. Bu sırada ortaya çıkan kükürt, azot ve karbon tabanlı atıkların bir de radyasyon etkisi vardır. Çünkü bu atıklar doğal radyoaktif izotoplar barındırmaktadır ve bir nükleer santralin atıklarının onlarca katı radyoaktivite yayarlar.
Alternatif (Almaşık) Kaynaklar
Yeni enerji kaynakları arayışına giren ülkemizin önünde iki seçenek vardır. Biri nükleer enerji, diğeri ise alternatif (almaşık) enerji kaynaklarıdır. Nükleer enerjiye değinmeden önce almaşık enerji kaynaklarından söz etmekte yarar vardır.
Almaşık enerji kaynakları, güneş, rüzgar, dalga, jeotermal enerji gibi doğal enerji kaynaklarıdır. Bu tür enerji kaynakları oldukça çevrecidir. Bu kaynaklara geri dönüşümlü kaynaklar da denmektedir. Ancak dünyanın ihtiyaç duyduğu enerjinin ancak binde beşini (%0,05) karşılayabilmektedir (Özemre ve diğerleri, 2000). Bu tür enerji kaynaklarının bir olumsuz yanı da, anlık enerji üretebilmeleridir. Örneğin güneş enerjisi, çok geniş alanlarda kurulan bir tesis gerektirmesine rağmen, güneşin açısı ve mevsime göre anlık değişimlerle verim alabilmektedir. Aynı durum rüzgar, dalga gibi enerji kaynakları için de geçerlidir. Bu tür enerji kaynakları mutlaka kullanılmalıdır ancak ihtiyacımızı karşılamaktan çok uzaktır. Bu tür kaynaklar, destekleyici olarak kullanılabilirler.
Nükleer Enerji Nedir?
Nükleer enerji, dünyada birçok ülke tarafından kullanılan bir enerji üretme biçimidir. Komşularımız Ermenistan, Bulgaristan, Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkeleri, ABD, Japonya, Rusya ve diğer birçok ülkenin temel enerji üretim biçimidir. Peki, nükleer enerji nedir?
Nükleer enerji, nükleer tepkimelerle elde edilen bir enerji biçimidir. Uranyum-235 (U-235) izotopunun nötronlarla çarpıştırılması sonucu, atomun çekirdek dengesi bozulur ve parçalanır. Zincirleme bir tepkime meydana gelmektedir. Bu sırada açığa çıkan enerji, parçacıklara kinetik enerji (hareket enerjisi) olarak aktarılır. Hareketli parçacıklar suya gönderilir. Su içinde yavaşlatılırlar. Bu sırada enerjilerini suya aktararak suyun ısınmasını sağlarlar. Kaynayan su, buhar oluşturur. Oluşan buhar türbinlerin döndürülmesi için kullanılır. Türbinlere bağlı dev dinamolar aracılığı ile elektrik enerjisi üretilir.
Nükleer enerji, uranyum ya da toryum gibi radyoaktif hammaddelerden elde edilebilmektedir. Türkiye, hammadde açısından sıkıntı çekmemektedir. Dünyanın en geniş toryum yatakları Türkiye’dedir. Ayrıca nükleer enerjinin verimi çok yüksektir. Çok az miktarda yakıtla çok yüksek enerji elde edilebilmektedir. Örneğin birkaç gram uranyum ile Titanik büyüklüğünde bir geminin birkaç kez dünyayı dolaşması için gereken enerji üretilebilmektedir.
Devam edecek…
Kaynaklar
IEA Key World Energy Statistics, 2009
Sağır, Şafak Uluçınar; Aslan, Oktay & Cansaran, Arzu (2008) The Examination of Elementary School Students’ Environmental Knowledge and Environmental Attitudes with Respect to the Different Variables, lköretim Online, 7(2), 496-511.
Özdemir, Nevin & Çobanoğlu, E. Omca (2008) Türkiye'de Nükleer Santrallerin Kurulması ve Nükleer Enerji Kullanımı Konusundaki Öğretmen Adaylarının Tutumları, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi (H. U. Journal of Education) 34: 218-232.
Özemre, Ahmet Yüksel; Bayülken, Ahmet & Gençay, Şarman (2000) 50 Soruda Türkiye'nin Nükleer Enerji Sorunu, İstanbul.
Bu köşe yazısı 486 kez okunmuştur.