Su, yatağında; fikir, özde güzeldir

09 Ocak 2012 Pazartesi
Yunus Dümen yunusdumen@hotmail.com.tr

Türk Dünyasının birlik ve bütünlüğünü, “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” şiarına bağlayan ve bu ifadeyi 1883–1914 yılları arasında çıkardığı Tercüman gazetesinin başlık klişesi hâline getiren Gaspıralı İsmail Bey biliyordu ki konuştuğu dilde, ürettiği fikirde ve yaptığı işte birlik olmayan milletlerin yenilmeleri, yıkılmaları ve tarih sahnesinden silinmeleri mukadderdir…

Bizim nesil de çatısı altında yetiştiği “Ülkü Ocakları”nda aldığı eğitim gereği birlik ve dirlik içinde; İlahi Kelimetullah yolunda hayatlarını kutlu davaları için sebil ettiler. Tarihteki isimsiz kahramanları temsil ettiler. İnançlarına bağlı, Büyük Turan Ülkesine sevdalandılar. Türk milleti denilince kalpleri bir başka çarpardı. Yüreklerinde hep vatan ve bayrak aşkı vardı. Türk’e muhabbeti, İslam’a hürmet bildiler. Gönül dünyalarında gerçek aşkı buldular. Ve her zaman “Ülkü denilen nazlı gelin”e sadık kaldılar. Onlara bu sağlam ruhu veren “bu mübarek ocağa” yıllarca göğüsleriyle ateş, gözleriyle su taşıdılar.

Kutlu davaya giden yolda önce, “Gönüllerde Birlik Sevgisi”ni şiar edindiler. Gönüllerde birlik ifadesi, Gaspıralı’nın üçlemesini “Dört Dörtlük” hale getirecek bir terkip oluşturdular. Dilde, Fikirde, İşte ve Gönülde Birlik!

Gönül kalesi sağlam olanlar, yeryüzünün en büyük destanlarını yazanlardır. Akif’in “Benim İman Dolu Göğsüm Gibi Serhaddım Var” mısrasında anlamını bulan gönül birlikteliği, Türk’ün son İstiklal Harbi’nin temel güven ve zafer kaynağı olmuştur.

Bir mefkûre uğrunda alın teri, göz nuru ve gözyaşı dökebilmek ve kanını sebil edebilmek, bir davaya baş koymakla, gönül vermekle, iman etmekle mümkün olur. Bunu başaranlar, hiçbir zaman mağlup edilemeyenlerdir…

Ancak, Kuran-ı Kerim dahil hiç değilse elli temel kitabı okumayan… Elli temel kavrama dair ortak kanaati bulunmayan… Türk ve dünya tarihinin elli temel olayı hakkında malumat sahibi olmayan… Milli şahsiyetlerin hiç değilse ellisini tanıyıp onlara sevgi ve saygı beslemeyen… Hak ve Hakkaniyet adına mazimizde “tuz–ekmek” hakkı olan dava arkadaşlarına sevgi gösteremeyen insanların ortak bir kader çizgisinde birlikte yürümeleri de başarı kazanmaları da mümkün değildir…

Merhum Seyit Ahmet Arvasi “Tarih bir milleti geçmişte, kültür bir milleti hâlde, ülkü bir milleti gelecekte birleştirir” diyor. Gerçekten de, kitapta birleşemeyenler kıblede birleşemezler. Kavramda birleşemeyenler fikirde birleşemezler. Geçmişte birleşemeyenler gelecekte birleşemezler. Milli şahsiyetlerde birleşemeyenler mefkûrede birleşemezler…

Hülasa-i velkelâm; kavramlarda, kitaplarda, olaylarda ve milli şahsiyetlerin etrafında kenetlenemeyenler, var olma mücadelesinin herhangi bir cephesinde birleşemezler… Birbirini sevemeyen, dünya nimeti için birbiriyle yarışanlar, menfaatleri için birbirine kin besleyenler, birbirleriyle kavga etmeye hazır olanların mazileri ortak da olsa; bugün bir ülkü etrafında birlikte olmaları mümkün değildir…

Türk milletini sevmekte birleşenler, birbirlerini sevmekte birleşmeye de mecburdurlar. Aksi takdirde millet sevgileri kimsenin inanmayacağı boş bir laftan ibaret kalır. Sadece midelerin konuştuğu, menfaat şebekelerinin oluştuğu, makam ve mevkilerini korumak için takla atmayı meslek haline getirenlerin, yalan ve riyanın hüküm sürdüğü bir yerde; “ahlak – fazilet – sevgi” ve başarının yeri olmaz!...

Gerçekten başarıyı istiyorsak!... Gerçekten bu millete hizmet etmek istiyorsak!... Gerçekten bu kahpe düzenden kurtulmak istiyorsak!... Gerçekten şanlı mazimizle barışmak istiyorsak!... Gerçekten “gazi ve şehit dava”mızı zaferle taçlandırmak istiyorsak!.. Gerçekten kendimizle barışmak istiyorsak!... Ahlak ve faziletin, sevgi ve dostluğun ve yüce Türklük ülküsünün hakim olacağı bir düzeni sahiden istiyorsak, her şeyden önce kendi içimizde yaşadığımız düzensizliğe ve başarısızlığa doğru teşhis koymalıyız.

Şuursuzluğun, kayırmacılığın, kavganın, ekipçiliğin, bilgisizliğin, beceriksizliğin, teslimiyetçiliğin, tarihe-millete ve maziye yabancılaşmanın hâkim olduğu yapıdan… Kültürümüz ruh yapısına uymayan; söylemden, duruştan ve en önemlisi temsil noktasındaki kadrolaşma yanlışından/noksanından biran önce kurtulmalıyız… Kadro; fikir ve davanın, insan unsuru demektir. Kadrosuz başarı olmaz.

Su yatağından çıktığı zaman denize yani deryaya ulaşamaz… Fikir, “öz”ünden saptığı zaman kadrolarını yer yok eder!

Hiçbir millet kendi öz değerlerini yok sayarak güçlü devlet olamaz… Hiçbir hareket kendi öz çocuklarını dışlayarak hedefe varamaz… Hayvanlar âleminin en yırtıcıları, en vahşileri bile kendi türüne saldırmaz… Yavrularını çocuklarını yemez!

Velhasıl; dininden, kültüründen, tarihinden, kökünden, mazisinden, milliyetinden koparak, uzaklaşarak, korkarak bir şey olabilmiş, müspet bir yere varabilmiş, herhangi bir hareket veya bir millet yoktur. Düzeni değiştirmek isteyenler, başarıyı yakalamak isteyenler, Önce kendilerini değiştirmek, örnek bir “NEFS” mücadelesi vermek zorundadırlar…

Unutmayalım ki Kur’an-ı Kerim ve Hadis-ı Şeriflerde, işlerin “ehli” olana yanı “layık” olduğu kimselere verilmesini emrediyor… Bu İlahi emir dikkate alınılmadığı zaman, hursan ve bozgun kaçınılmaz olur…

Çünkü insan değişmedikçe, hiçbir şey değişmez…

 

Bu köşe yazısı 863 kez okunmuştur.
Bu haberde sizin de yorumunuz yayınlanabilir! Lütfen üye girişi yaparak bir yorum gönderin.
Yorum gönderebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye Girişi | Üye Ol
Toplam (2) adet yorum eklenmiştir.
Yunus Dümen - yunus20 Ocak 2012 17:01
Abey yorumun için teşekkürler... Allaha emanet ol.
Yavuz Koca - yavuz16 Ocak 2012 12:01
Yunus bey kardeşim, Ne güzel özetlemişsin anlayana. Umuyorum özellikle genç nesiller bu yazıyı sonuna kadar atlamadan okurlar. Çünkü biliyoruz ki, insanımız artık yeterince okumuyor. Televizyondan dahi beslenmiyor. Zira dizi izleyerek fikir gıdası alınmaz. Sadece üstadımız Arvasi'ye dair yazdığın paragrafın anlaşılarak okunması halinde bile bir kitap dolusu mesaj almak mümkündür. Yüreğine sağlık, selam ve dua ile...
Copyright © 2010 Sonkale.org - Tüm Hakları Saklıdır | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.